"Memurdan Ressam, Sanatçı Olmaz." Önermesi Üzerine

12 Mayıs 2021 23:39
A
a

Pandemi öncesi sanatçı dostlarla zaman zaman atölyelerde bir araya gelip sanat üzerine sohbetler yapardık. Şimdi herkes kendi kabuğuna çekildi kimseyle konuşamaz olduk. Cemal Süreya "Kirlidir şiir; ve söz, atılmazsa zehirdir." der. Bugün içimde biriken zehri söz ile atamayınca naçizane yazı yoluyla atmayı deneyeceğim.

Ailesinden varlıklı veya güçlü bir sermayeyi arkasına almış bazı genç ressamlar ve resim pazarının bir bölümünü elinde tutarak pazarı başkalarıyla paylaşmak istemediklerini düşündüğüm bazı yandaş küratörler, eleştirmenler yukarıdaki önermeyi birçok platformda dile getirmektedirler.

En ilkel tanımıyla; resim yapan kişiye ressam denir. Türk Dil Kurumu ressamı "Resim yapan sanatçı." olarak tanımlar. Sanatçıyı ise şu şekilde tanımlar: "Güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanat adamı, sanat eri, sanatkâr, artist." (TDK) Sanat, en genel anlamıyla bireysel tepkimizi ifade etmenin estetik bir yoludur. Kişinin yaşamış olduğu öznel gerçeklik karşısında duyduğu acı ve sevgiyi estetik bir dil ile öz'ü biçime dönüştürme ifadesidir.

Sanatın yukarıdaki genel tanımından yola çıkarak bir mantık kuracak olursak; resim yapan, resim üzerine sancılar çekip kafa yoran, dünya sanatını takip ederek evrensel normları çalışmalarına katarak icra eden ve kişisel sergiler açıp fuarlarda yer alan kişinin ressam olmamasını iddia etmek yanlış olur. Tabii Kenan Evren gibi gazete ve dergilerdeki fotoğraflara bakarak fotokopi makinesi ereğiyle resim yapan hobi ressamlarını ayırmamız gerektiğini belirtmek isterim.

Her meslek grubundan (çoban, mimar, doktor, asker, çiftçi...) sanatçı olabileceği gibi, kuşkusuz güzel sanatlar eğitimi almış resim öğretmenlerinden de; ressam, sanatçı çıkması şaşırtıcı olmaz. Kimin sanatçı kimin ressam olacağına birileri karar veremez. En iyi karar verici zamandır, tarihtir. Sanat kimsenin tekelinde değildir, olmamalıdır.

Bu ülkede maalesef sanatçı olmak kolay değildir. Bir ressamın yaratmış olduğu sanat eserlerinden ekmek yiyebilmesi için en az on, onbeş yıl geçmesi gerekir. Ressam eğer aileden varlıklı değilse kuşkusuz sanatıyla hayatını kazanabileceği duruma gelene kadar enerjisinin bir bölümünü başka mesleklere ayırmak zorundadır. Ülkemizde hangi şair yolun başındayken şiiriyle ayakta durabilmiştir? Hangi yazar, hangi yönetmen?..

Cumhuriyet dönemi Türkiye şiirinin en büyük temsilcilerinden biri olan Yahya Kemal kitabını dahi görememiştir. Öldükten sonra şiirleri yayınlanmıştır. Edebiyatımıza büyük etkisi olan Toplumcu Gerçekçi yazar ve şair Sabahattin Ali, yıllarca ilkokul ve almanca öğretmenliği yapmıştır. Modernist bir hareket olan İkinci Yeni şiirinin öncü şairlerinden biri olan Cemal Süreya ise maliye müfettişliği yapmış bir memurdur. Toplumcu Gerçekçi şiirin önde gelen temsilcilerinden biri olan şair Hasan Hüseyin öğretmenlikten atılmış, Gürün ve Sivas'ta arzuhalcilik, tabela ve portre ressamlığı, inşaat işçiliği yapmıştır. Brezilyalı yazar Jose Mauro de Vasconcelos tarım işçiliğinin yanı sıra garsonluk ve balıkçılık yapmış, yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalışmıştır. Dul annesine bakmak için vergi memurluğu yapan Henri Rousseau resme ancak 40'lı yaşlarda başlayabilmiştir. Bu durumla ilgili yüzlerce örnek verebiliriz. Günümüzde de resim dışında başka mesleklerle uğraşan çok sayıda değerli ressam ve sanatçı arkadaşlarımız vardır.

Bana kalırsa eserleriyle hayatını kazanmayan sanatçılar daha avantajlı durumdadırlar. Hiç kimsenin baskısı altına girmeden sanatını özgürce icra edebilirler. Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" adlı romanında iki nakkaş arasında geçen bir diyaloğu sizinle paylaşmak isterim: "Nakış ve sanatta hayal kırıklığına uğramak istemiyorsan eğer, sakın onu mesleğin olarak görme. Ne kadar hünerin ve yeteneğin olursa olsun parayı ve iktidarı başka yerlerde ara ki, hüner ve emeğin karşılığını alamayınca sanata küsmeyesin." Nakkaşın dediği gibi; resmimizi beğenip koleksiyonuna dahil eden olursa ne âlâ, olmaz ise ekmeğimiz çıkınımızda yolumuza devam edeceğiz. Sonuç olarak bizler ne galericilere ne de küratörlere muhtacız. Sanatımızı kimsenin baskısı ve ağırlığı altında kalmadan icra edecek pozisyondayız.

Bizler Lale Devri'nin sarayında yaşayan duyarsız ve hazıra konan insanlar değiliz. Hayatın tüm acılarını iliklerimizde hissetmiş sokağın ve hayatın içinde, alın teri dökmüşüz. Bu yüzden saraydaki ressamın salt güzelleştirme ereği bizlerde olmaz. Resim satmak değildir derdimiz. Asıl derdimiz; hissettiğimiz acıyı, ruhumuzda arayıp bulduğumuz biçim ile söküp atabilmek ve bu biçimi estetik ile yoğurup tuvale dökmektir.

Birilerini küçülterek büyüdüğünü sanan varlıklı şahsiyetler! Maalesef bazı insanlar sizler kadar şanslı doğmazlar. "Gökyüzünün başka rengi de var! Su insanı boğar, ateş yakar! Her doğan günün bir dert olduğunu, erken yaşta öğrendik biz." (C.S. Tarancı) Sizler resimlerinizle ayakta duruyor olabilirsiniz veya arkanızda size destek olan kol kanat geren birileri

olabilir. Bize çamur atmayın lütfen, bırakın bizler de sanat vadisinin eteklerinde yalnız ve tek başına duran bir badem ağacı gibi ak çiçeklerimizi açalım.

 

1000
icon
nuri sezen 13 Mayıs 2021 20:01

sanat adına ne yapılırsa saygıya değer. görüşlerinize katılıyorum.tebrik ve teşekkürlerimle.

0 0 Cevap Yaz
Erdemöztürk 13 Mayıs 2021 15:46

Mükemmel, yüreğinize sağlık üstadım...

0 0 Cevap Yaz
HandanŞisiner Üstün 13 Mayıs 2021 13:16

Tüm badem ağaçlarına sevgiler,saygılar.....

0 0 Cevap Yaz
handansisiner 13 Mayıs 2021 13:15

Tüm badem ağaçlarına sevgiler saygılar.......

0 0 Cevap Yaz
Zeynep Çetinkaya

Sanat adına üreten emek veren kim varsa saygıyı değeri hak etmektedir. Yüreğinize sağlık.

0 0
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Sizce Antalya Resim Festivali devam etmeli mi?

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR

Antalya News | Kültür Sanat Portalı