İtalya: Sanatın, Tarih ve Modayla Buluştuğu Yer (2) Nerede Kalmıştık?

19 Mayıs 2021 11:27
A
a
Leonardo Usta’nın “Son Yemek” Başyapıtı ve Milano…
Eğer Milano’daysanız, bu şehrin turizm noktası olmasının sebeplerinden birisi de ev sahipliği yaptığı sayısız başyapıt; özellikle de Leonardo da Vinci’nin Son Yemeği (L’Ultima Cena – Santa Maria delle Grazie Kilisesi). Lakin kalabalık gruplar için bilet bulmak Prada moda gösterisine önden yer ayarlamak kadar zor! Aylar öncesinden rezervasyon yaptırmanız şart. Tavsiye; tek başınıza gidin! Bazen yalnızca bir kişi için bilet bulmak rezervasyonsuz ve hemen mümkün olabiliyor. Milano’daki diğer önemli başyapıtlar arasında ise Francesco Hayez’in The Kiss’i (Pinacoteca di Brera Müzesinde), Caravaggio’nun Basket of Fruit’ı (Pinacoteca Ambrosiana Müzesinde) ve Michalengelo’nun Rondanini Pieta’sı (Castello Sforzesco Müzelerinde) bulunmakta.
 


Milano’daysanız Brera’ya uğramadan olmaz…
Sanatçıların ve tasarımcıların favorisi Brera semtini de keşfetmeden dönmeyin. Milano belki de “en İtalyan olmayan İtalyan şehri”; aklımıza gelen Roma, Floransa, Venedik imajına nadiren uyuyor. Daha içine kapanık, gizemli bir şehir… Fakat Brera Güzel Sanatlar Akademisi’ni içinde bulunduran ve yürüyerek keşfedilmesi gereken Brera, daima atmosferi ile akıllardaki İtalya’da olduğunuzu hissettirecek bir semt. Bu bohem semt, vintage mağazalar, enfes pastaneler ve tipik İtalyan restoranları ile dolu. Ayrıca Armani, Dolce&Gabbana, Prada, Versace gibi yüksek moda markalarının bulunduğu alışveriş alanı “Altın Dikdörtgen” yani ünlü Via Montenapoleone isimli caddeden sadece bir kaç adım ötede. 



 
Milano’da sanatın ve modanın kesiştiği en önemli yerlerden birisi de çağdaş sanata ve kültüre adanmış bir kurum olan Fondazione Prada... Fondazione'nin yeni Milano kompleksi mimar Rem Koolhaas tarafından tasarlandı. Yeni kompleksin en ayırt edici özelliği, Fondazione Prada'nın sanat koleksiyonundan parçaların kalıcı olarak sergilendiği, 24 ayar altın varakla kaplanmış dört katlı bir bina olan “Perili Ev”... Giriş binası da ziyaretçileri, ünlü yönetmen Wes Anderson'ın eski Milano kafelerinin tipik havasını yeniden yarattığı bir bara davet ediyor…
 

Hızlı bir öğle yemeği için “panzerotto” denilen kızarmış hamurlardan biri ideal. Sade ya da içleri aklınıza gelebilecek – tuzlu ya da tatlı – her şey ile doldurulmuş olan bu lezzetli atıştırmalıkların en klasiği ise içi domates ve mozarella dolu olan. Efsaneye göre panzerotto, giysilerine yemek dökülmesini istemeyen aristokratlar için geliştirilmiş bir çeşit kapalı mini pizza.
 
Unutulmaz bir gelato içinse “Artigianale” yani geleneksel yollarla yüksek kaliteli malzemeler kullanılarak üretilmiş dondurmalardan şaşmayın. Bunlar genellikle küçük ve mütevazı İtalyan dondurmacıları fakat lezzetleri eşsiz... 


 
Milano’dayken Navigli’de bir “aperitivo” keyfi yapmadan dönmek olmaz. 
İki su kanalı olan Naviglio Grande ve Naviglio Pavese şehrin güneyinde yer alan ve gece hayatının gözdesi olan Ticinese semtinde bulunuyor. Bu bohem su kanalları, caféler, vintage mağazalar ve sanat galerileri ile çevrelenmiş. Burası “aperitivo” ya da Milano usülü “happy hour” yapmak için en doğru yer. Tek yapacağınız menüden bir kokteyl ısmarlamak, böylece sınırsız açık büfeye erişiminiz oluyor. Ayrıca her ayın son pazar günü bu kanallarda kurulan antika pazarına denk gelirseniz, kendinize ve sevdiklerinize küçük hediyeler seçebilirsiniz. Fakat, asıl vintage meraklılarının kesinlikle ziyaret etmesi gereken şehir Milano’ya çok da uzak olmayan, hızlı trenle bir saatin altında ulaşabileceğiniz Torino. (Milano’dan bahse devam ama araya Torino’yu eklemem gerek konu gereği 😊)
 
Torino’da her haftasonu kurulan “Balon” ismindeki en az şehrin kendisi kadar büyük olan antika pazarında neler neler yok ki... Kaşmir takım elbiselerden, ipek fularlara, eşi benzeri bulunmayacak bluzlardan, analog fotoğraf makinelerine ve ikinci el bisikletlere kadar... Torino’dayken atlamamanız gereken bir başka yer ise Ulusal Sinema Müzesi. Bu müze, barındırdığı kültürel miras ve sunduğu çeşitli bilimsel, eğitici aktiviteleri nedeniyle dünyanın en önemli sinema müzelerinden biri. Sinemanın tarihçesinden, en önemli eserlerine ait kostümleri, orjinal posterleri ve film setlerinden parçaları görmek mümkün. Ayrıca içerisindeki camdan yapılma panoramik asansör sizi Torino’nun en yüksek noktasına çıkarıyor ve eşsiz bir Torino manzarası ile buluşturuyor. Çikolata aşıkları, Nutella’nın icat edildiği bu şehirde fındık ezmesi ve çikolata ile yapılan “gianduja” çikolatasını ve sıcak bir içecek olan espresso, sıcak çikolata, sütle yapılan ve taze krema ile tamamlanan “bicerin”i denemeden Torino’dan dönmemeli! 
 
Dönelim tekrar Milano’ya…Gün batımını keyifle izleyebileceğiniz diğer bir nokta ise Milano’nun Duomo Katedralinin çatısı. Yapımı 500 yılı aşan bu devasa Gotik katedralin çatısına çıkmak ve tüm şehri kuş bakışı görmek mümkün. Yaklaşık 150 basamak yukarı çıktığınızda (endişelenmeyin, asansör de var!) pembe Candoglia mermerinden oyulmuş 4000’e yakın aziz heykelini ve katedralin en yüksek noktasındaki altın kaplama Meryem anıtını daha yakından görme şansına sahip oluyorsunuz. Modern Milano’nun sembolü olarak kabul edilen Unicredit Bankası binasına kadar – hatta eğer şanslıysanız ve hava açıksa Alp’leri dahi görebilmek mümkün! 
 
İtalya’nın en metropol şehri olan Milano moda tutkunlarının daima favorisi; moda haftaları, eşsiz alışveriş imkanları ve seçkin etkinlikler… Gerçek bir moda tutkunuysanız, Milano’daki 10 Corso Como’da bir büyülü akşamüzeri geçirmeden dönmeyin. Sahibi Vogue İtalya eski editörü Carla Sozzani olan 10 Corso Como, açıldığı 1990 yılından beri moda ve tasarım dünyasının gözdesi bir mekan. Bir kitapçı, café, restoran ve galeriye ev sahipliği yapan bu gizli cennet, moda sektörüne ilgi duyan herkes için bir durak noktası olmalı. Mekanın iç ve dış tasarımı akılda kalıcı ve özellikle de Noel zamanı ayrı bir büyüleyici. Burada satılan özel tasarım defter ve aksesuarlar sevdikleriniz için harika birer hediye olabilir.
 
Akşam yemeği derseniz, ülkenin dört bir yanında makarna ve pizzanın akla gelebilecek her çeşidini yemek mümkün. Fakat farklı bir deneyim arayanlar için cevap belki de risotto. İtalya’nın kuzeyindeyseniz Risotto’nun en iyisini tadabilirsiniz. Milano Risottosu ise safran ile renklendirilen ve sapsarı olan bir yemek; onu Milano’daki hemen hemen her restoranda tatmak mümkün. Fakat sıradışı bir deneyim arıyorsanız dünyanın en ünlü opera evi olan Teatro alla Scala’nın restoranı, üzerine altın folyaj konan eşsiz bir Milano Risottosu servis etmekte.
 
Rönesans’ın doğum yeri olan ve bir çok önemli başyapıta ev sahipliği yapan Floransa’nın bir simgesi… Ponte Vecchio.
Günü, Floransa’da Arno nehri kenarında yapacağımız bir yürüyüş ile tamamlamak ideal bir fikir. “Ponte Vecchio”nun, yani eski köprünün içerisinde pek çok küçük dükkan bulunmakta. Bu dükkanlarda enteresan mücevherler ve sanat eserleri de bulmak mümkün. Köprü, Rönesans’ın doğum yeri olan ve bir çok önemli başyapıta ev sahipliği yapan Floransa’nın bir simgesi... Floransa’nın her yerinden ışıklar Arno nehrine yansıyor, ve gökyüzünde parıldayan yıldızlarla birleşen bu görüntü en güzel “Ponte Vecchio”dan izlenerek unutulmaz bir an yaşatıyor... 
 
Evimizin konforundan hayal gücümüz vasıtasıyla yaptığımız minik gezi sona erdi ve şimdi “arrivederci” demenin, yani “birbirimizi tekrar görene kadar hoşça kalın” demenin vakti geldi... 




 

 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Sizce Antalya Resim Festivali devam etmeli mi?

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR

Antalya News | Kültür Sanat Portalı