Sanat fuarları ve estetik üzerine notlar

6 Eylül 2021 07:47
A
a
                Yayınevlerinin bize dayattığı şiirlerden romanlara, televizyon ve sinema salonlarının gösterime koyduğu filmlere kadar; resimler, heykeller, konserler... Kısacası sanata dair ne varsa… Tüketicilere sunulan her şey acaba gerçek sanat eseri mi? Aldatılıyor olabilir miyiz? Sanat büyük bir pazar ve bu pazar içerisinde parlatılmış hormonlu ürünlerden, süslü ambalajlar içersine konmuş ucuz ürünlere, tezgâhlara dizilmiş albenisi yüksek çeşitli ürünlere kadar, bütün bu ürünlerin estetik değeri var mı?

                İzleyicilere sunulan sanat eserlerinin birçoğu maalesef hormonludur! Bir benzetme yapacak olursak, pazardaki hormonlu domateslerin sanattaki karşılığı "Kitsch (kiç)"tir. Kitsch, tüketicilerinde estetik etki yaratan ancak sanat değeri taşımayan, taklit, bayağı, dışı güzel içi kof,  sözde sanat ürünlerine verilen kavramdır.

                Uluslararası çağdaş sanat fuarları da büyük bir pazar ve bu pazarın çoğalıp yaygınlaşması, kuşkusuz olumlu bir gelişmedir. Fuarlar; birçok galeri, sanatçı ve sanatseverleri bir araya getirerek hem kültürel zenginliğin artmasına, hem de ulusal düzeyde sanat piyasasının gelişmesine neden olmaktadır. Fakat bu gelişmeyi sekteye uğratacak bazı olumsuzluklar da yaşanmaktadır. Uluslararası çağdaş sanat fuarlarında yer alacak eserlerin niteliği çok önemlidir. Maalesef bazı galeriler, niteliği düşürerek izleyicilerin karşısına estetik değeri olmayan, sanatımsı şeyler, hatta inşaat atıklarının oluşturduğu yığınları dahi sanat eseri olarak koymaktadırlar. Ayrıca bazı galeriler de kiralamış oldukları alanları, küçük stantlara ayırarak daha yüksek fiyatlara, niteliğe bakılmaksızın, sanattan anlamayan, eline ilk kez fırça almış kişilere dahi satmaktadırlar. Hayatları boyunca yaptıkları resim sayısı üçü beşi geçmeyen bu kişiler "sanatçı" kimlikleriyle böbürlenerek yaptıkları taklit ve intihal çalışmalarını, zanaat ürünlerini ve kitsch işlerini sanat eseri olarak izleyicilerin karşısına çıkarmaktadırlar. Yaşanan bu olumsuzluklar, fuarların geleceğine, dürüst galericilere, sanatçılara ve sanat alıcılarına zarar vermektedir. Bu niteliksizlik, izleyicilerin zihnini de bulandırarak neyin sanat, neyin sanat eseri olmadığı ikilemine düşürmektedir. İşin bir başka boyutu ise sanat camiasının bu yanlışlara duyarsız ve sessiz kalmasıdır. Uluslararası sanat fuarlarında sergilenecek eserler benzersiz, estetik değeri yüksek, özgün nitelikte eserler olmalıdır. İzleyiciyi yanıltmak doğru değildir. Sergilenecek eserlerin seçici kurul tarafından büyük bir titizlikle seçilmesi çok önemlidir.

                K. Marx, "Sanattan zevk almak isteyen bir insanın, sanat kültürüne sahip biri olması gerekir." der. Niteliği ayırt edebilmenin yolu kültürel bilgiden geçer. Sanat izleyicisi seçici olmak zorundadır. Sanat kültürüne sahip olan bir insanın aldatılması da imkânsız olur.
 
                O hâlde sanat eseri nedir? Nasıl ayırt edilir?
                İnsanlar tarihleri boyunca dünyayı bilim ve sanat ile anlamaya çalışmıştır. Her ikisinin de nesnesi; doğa, insan, toplumsal yaşam… Kısacası, gerçeklik olmasına rağmen bilimsel bilgi ve imgesel bilginin iletimi birbirlerinden oldukça farklıdır. İmgesel bilginin iletimi metafor ve abartıya; bilimsel bilginin iletimi ise nesnel gerçekliğe dayanır.

                Bir sanatçı deneyimlemiş olduğu duygu ve düşüncelerini ancak metafor ve abartı yoluyla diğer insanlara ulaştırabilir. Bu yol ile insanların kalbine dokunarak toplumu etkilemeyi başarabilir. Seyyid Nesimî;  "...Zerre benem güneş benem çâr ile penc ü şeş benem / Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam..." gazelinde, eğretileme yolunu kullanarak felsefi düşüncelerini incelikli bir ustalıkla açığa çıkarmıştır.

                Abartı yolunun kullanılmasıyla ilgili Gombrich'in vermiş olduğu örnek oldukça açıklayıcıdır: Picasso'nun Natural History adlı resimli bir kitap için çizmiş olduğu tavuk ve civcivler sadece bilimsel bilgiyi veren kitap resmidir. Fakat Picasso bir başka resminde öyle bir horoz çizmiştir ki sadece görünüşü vermekle yetinmemiş; horozun saldırganlığını, kibrini ve bönlüğünü de dile getirmiştir. Başka bir deyişle abartıya başvurmuştur. Ama çok inandırıcı bir abartıya…
               
                Bir resmin sanatsal değer taşıyabilmesi için basit bir kopyanın ötesinde estetik ögelerle beraber duygu ve düşünceyi de taşıması gerekir. Duygu ve düşüncenin birbirleriyle olan dengesi çok önemlidir. Bir eserde ne duygu düşünceyi boğmalı, ne de düşünce duyguyu örtmelidir. Duygu ve düşüncenin dengesizliği eserin sanatsal niteliğini düşürür. Örneğin; düşüncenin duyguyu ezdiği bir şiirde, sözcükler soysuzlaşarak slogana dönüşür ve estetik değerini yitirir. Duygunun düşünceyi örttüğü bir şarkıda ise melodi çığlık ve feryada dönüşerek özünü yitirir.

                Estetik açıdan mükemmel olan bir portre, yalnızca portresi yapılan kişinin fiziksel benzerliği ile nitelik kazanamaz. Sanatçı; portredeki fiziksel benzerlikle beraber o kişinin iç dünyasını, karakterini, duygu hâlini, özünü de yansıtmalıdır. Aksi hâlde vesikalık bir fotoğraftan farksız olacaktır.  İlya Repin'in "Korkunç İvan Oğlunu Öldürüyor" adlı tablosu bu konuya güzel bir örnektir. Repin, imgesel bilgiyi olağanüstü yeteneğiyle biçimleştirerek duygu ve düşüncenin dengesini kusursuz bir biçimde ifade etmiştir.

                M. Kagan, "Sanatsal imge, gerçek bir nesnenin basit bir kopyası değildir." der. Salt fiziksel benzerliği düşünülerek etüt edilmiş bir elma; içerisinde düşünce ve duyguyu taşımıyorsa eğer, o sadece gerçek bir elmanın basit bir kopyasıdır. Görsel olarak elmanın bilimsel bilgisini veren kitap resminden öte bir şey değildir. Elma resminin estetik değer kazanabilmesi ancak imgesel bilginin taşıdığı biçim ile mümkündür. Bir renk tek başına güzel ya da çirkin değildir. Taşıdığı içerik yüküyle estetik anlam kazanır. Ressam özümlemiş olduğu dünyayı yeteneğiyle biçimleştirerek özü yaratır. Öz ise anlamın saf hâlidir.
               
                Sanatçı özümlemiş olduğu dünyayı yaratmış olduğu eser ile alımlayıcıya iletmek ister. Sanatçı ve alımlayıcı arasında iletimin tam anlamıyla sağlanması sadece sanatçının ortaya çıkardığı eserle gerçekleşemez. Alımlayıcının estetik düzeyinin de yeterli seviyede olması ve eseri okuyabilmesi gerekmektedir.

                Peki, sanatçının yaratmış olduğu eser gerçek bir sanat eseriyse eğer, alımlayıcılar neden farklı anlamlar çıkarır? Bir sanat eserinde birçok anlamı doğuran şey nedir? Anlamlar, sanatçının yarattığı öz ile alımlayıcının yaşanmışlık ve ideallerinin birleşiminden doğar. Bir başka ifadeyle; sanat eserindeki anlamlar, öz ile ideallerin diyalektiğidir. Örneğin; birbirlerine hasretle sarılmış iki figürün resmine bakan kimi izleyici, baba ile kızının ayrılık hasretini görürken kimi izleyici de iki sevgilinin hasretle buluşmasını görebilir. Burada değişmeyen öz hasretin kendisidir.  İzleyici kendi yaşanmışlığıyla resimdeki özü birleştirerek yeni anlamlar yaratabilir. Anlamlar öze zıt değildir. Özün etrafında kümelenmiş nicel değerlerdir. Sevgiyle, sanatla...
                                                                        
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Sizce Antalya Resim Festivali devam etmeli mi?

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR

Antalya News | Kültür Sanat Portalı