Ressam Mehmet Sakızcı, Sanatın türlerini ve sınıflandırmasını yaptı

HABERLER 27 Mayıs 2021 20:23
Videoyu Aç Ressam Mehmet Sakızcı, Sanatın türlerini ve sınıflandırmasını yaptı
A
a
Şanlıurfalı Ressam Mehmet Sakızcı sanatın türlerini sınıflandırarak şema üzerinden anlattı.



Ressam Mehmet Sakızcı'ya göre;
Toplumsal ve insansal bir etkinlik biçimi olan sanatın, içinden türediği çağın karakteri ve kültürel değerleri doğrultusunda bir çok tür ve çeşitliliğe sahip olduğu bilinmektedir. Sanat sözcüğü hemen her çağda günümüzdeki anlamından farklı anlamları dile getirmekte ve sanat farklı biçimlerde sınıflandırılmaktaydı. Örneğin, bu konuda ilk kuramsal görüşlerin filizlendiği Antik Yunan’da sanat bir eğitim aracı ve estetik duygu etkinliği olarak algılanıyor ve sağladığı toplumsal yarar gözetilerek sınıflandırılıyordu. Dönemin ünlü düşünürü Platon’a göre en büyük sanat insanı gerçeğe götüren ve doğru düşünmeyi sağlayan felsefeydi, felsefenin dışında kalan sanatların tümü birer taklit ve aldatmaca idi; sanatın sahiciliği ancak sanatçısının filozof olmasıyla mümkün olabilirdi. Oysa bu konunda ilk sistemli düşünceleri Poetika adlı yapıtında ortaya koyan Aristoteles, Platon’un aksine, sanatları belli başlı özellikleri bakımından karşılaştırıp sınıflandırarak, sanatı küçümsenmemesi gereken ve yararlı bir faaliyet alanı olarak nitelemiştir. Ona göre sanat insanı arıtan, eğlendiren ve öğreten yapısıyla yaratıcı bir faaliyet alanıdır. Antik Yunan’da özellikle şiir, tragedya, komedya ve destan gibi türlerin öne çıktığı görülmekte, mimari, resim ve heykel gibi alanlar ise henüz bağımsız birer disiplin olarak ayrışmadığından, bu sanatlar, beceri ve ustalık anlamına gelen (techne)-tekne sözcüğüyle adlandırılmaktaydı. Heykel ve resim gibi alanlar mimari alanın doğal bir devamı ve parçası olarak kabul edildiğinden müstakil birer sanat oldukları düşünülmüyordu.
Ortaçağda ise mantık, astronomi, geometri, müzik, şiir ve tarih felsefesi gibi alanlar ‘Liberal Sanatlar’ olarak; resim, heykel, dokumacılık, maden işlemeciliği, hekimlik ve sahne sanatları gibi alanlar da ‘Mekanik Sanatlar’ olarak sınıflandırılıyordu. Buradaki sınıflamanın ise bir sanat yada zanaat ayrımından çok bir kafa işçiliği ve el işçiliği ayrımına dayandırıldığı apaçık ortadadır. Çünkü Liberal başlığı altında maddeden bağımsız, uzaya ve akla dayanan mantık, astronomi, geometri, şiir gibi alanlar yer almakta iken, Mekanik başlığı altında ise maddeye ve mekana bağlı ve belli bir el becerisi gerektiren sanat türleri sayılmaktadır. Resim ve heykel gibi sanatlar bile dokumacılık gibi el becerisine dayalı mekanik bir üretim nesnesi olarak algılanmaktadır.
Bu türden algılamaların hüküm sürdüğü ve hemen her türlü etkinliğin sanat olarak adlandırıldığı bir dönemde, sanatın sınıflandırılmaya değil, geometri, hekimlik ve dokumacılık gibi alanlardan ayrıştırılmaya ihtiyacı vardı. Sanatın ne olduğu, dalları ve sınıflandırma sorunu, ancak; güzeli sorgulayan estetiğin, müstakil bir bilim dalı olarak felsefeden kopmasıyla çözülebilmiştir. Çünkü, tinsel haz amacıyla üretilen ve sadece insanın duygularına hitap eden resim, heykel, şiir ve müzik gibi sanatların; mantık ve astronomiden, marangozluk ve demircilikten farklı bir şey olduğu, ancak estetik düşünce sayesinde anlaşılabilmiştir. Bunun sonucunda resim, heykel, şiir ve müzik gibi sanatlar pratikte bir iş görmekle mükellef olmadığı, salt duyulara hitap ettiği için özgür sanatlar olarak; mantık, astronomi, geometri gibi daha çok akıl ve düşünceye hitap eden alanlar bilim olarak; marangozluk, demircilik, vb. gibi alanlar ise, kullanıma dönük nesneler ürettiği için, özgür olmayan sanatlar anlamında zanaat olarak nitelenmiştir. Örneğin bir heykeltıraşın, bir marangozun ve bir bilim adamının ağaca bakışları aynı değildir. Malzeme aynı olmasına rağmen yaklaşımları ve onu ifade ediş biçimleri arasında fark vardır. Heykeltıraş, ağaca alışılmışın dışında, yeni ve özgün bir biçim vererek ortaya bir sanat yapıtı çıkarttığı halde, marangoz bilineni ve alışılmış olanı tekrarlayarak ortaya kullanıma dönük bir nesne çıkartır. Bilim adamı ise ikisinden de farklı olarak bize, bilimsel yasalara göre ağacın nasıl bir varlık olduğunu açıklamakla yetinir. Bu duruma göre heykeltıraş duyusal yanımıza, marangoz faydacı yanımıza, bilim adamı ise akıl yanımıza seslenmektedir. Sanat alanında doğru bir sınıflamanın yapılabilmesi için, bilim, sanat ve zanaat gibi alanların farklı birer varlık alanına sahip olduklarının anlaşılması, güzel üzerine düşünen estetik biliminin kurulması, sanayi devriminin gerçekleşmesi ve güzel sanatlar akademilerinin açılması gerekmiştir.
Sanatın türleri olarak bildiğimiz resim, heykel, grafik, mimari, edebiyat, tiyatro, müzik, dans ve sinema gibi sanatların kullandıkları malzeme, anlatım dili ve hitap ettikleri duyu organlarının değişik olması, kendi aralarında sınıflandırılmalarını güçleştirir. Ses, söz ve ritim gibi farklı malzemelerden beslenen tiyatro ve sinema gibi sanatlar ise, işi iyice zorlaştırır. Örneğin tiyatronun, sese dayanan müzikten, dile dayanan edebiyattan, beden, zaman ve mekana dayanan danstan beslenmesi, aynı anda birkaç malzeme ve anlatım dilini birden kullanması, hangi sınıfta yer alacağını muğlak hale getirir. Sinema, opera, kabare veya diğer sahne sanatları gibi sanatların da tiyatrodan farklı olduğu söylenemez. Malzeme olarak başka sanat türlerinin malzemesini kullandıkları halde, o sanattan başka türlü bir sanat oluverirler. Dilden ve sözden yararlandıkları halde edebiyat, ritim ve bedenden yararlandıkları halde dans, sesten yararlandıkları halde müzik değildirler. Bu yüzden sanat türlerini sınıflandırmada belli bir zorluk yaşadığımızı, ama bu güçlük yada zorluğun insandan kaynaklanmadığını, daha çok onlara verilen değerden, farklı duyulara hitap etmelerinden, teknik, ifade ve malzeme farkı gibi özelliklerinden kısaca sanat türlerinin doğasından kaynakladığını vurgulamamız gerekir. Sanat türlerinin sınıflandırılmasındaki bütün bu güçlüklere rağmen, tüm kuramcılar aynı kanıda olmasa da bazı kuramcıların bu konuya eğildikleri ve belli önermelerde bulundukları bilinmektedir.*
Düşünür, sanat kuramcısı ve sanat eğitimcileri sanatın türlerini ve sınıflandırılmasını genelde aşağıda verdiğimiz başlıklar altında incelemektedirler. Bu bakımdan insanın ortaya koyduğu sanatsal etkinlik öncelikle duyusal yada işlevsel oluşuna göre genel olarak ikiye ayrılmaktadır.
1- Sanat
2- Zanaat
“Sanat” kavramıyla vurgulanmak istenen düşünce şöyle açıklanabilir: Sanat yapıtları zanaat yapıtları gibi günlük kullanıma dönük olarak üretilmiş nesneler olmadıkları, ortaya daha çok zihinsel ve ruhsal betimlemeleri koydukları için pratik işlevden arınmış ve özgürleşmişlerdir. Dolayısıyla zanaata kıyasla işe yada işleve dair bir bağımlılıkları kalmadığından bu anlamda bu tür sanatlar özgür sanatlardır. Sadece duygu ve düşünceyi betimlemiş olmaları onları özgürleştirir. Onların işlevi pratik değil estetiktir. İşte bu yüzden sanat dendiği zaman biz işleve bağlı olan zanaatı değil de işlevden bağımsız özgür sanatı düşünürüz.
Sanat ve Zanaat kavramları da kendi içlerinde ikiye ayrılmaktadırlar.
1- Sanat
a) Güzel Sanatlar: (Resim, Heykel, Grafik,Sinema, Tiyatro, Müzik, Edebiyat, Bale, Dans, vb.),
b) Geleneksel Sanatlar: (Minyatür, Tezhip, Hat, Ebru, Çinicilik, Orta Oyunu , Gölge Oyunu vb.),
2- Zanaat
a) El Sanatları: (Marangozluk, Keçecilik, Köşkerlik, Oymacılık, Bakırcılık,Culhacılık, vb.)
b) Endüstriyel Sanatlar: (Tekstil, Otomotiv, Elektronik ve Beyaz Eşya, Ambalaj sanayi vb.)
Güzel Sanatların Sınıflandırılması
Güzel Sanatlar deyince aklımıza, belli bir işi görmek üzere üretim yapan zanaat alanından çok, insan yaratıcılığına ve ifadeye dayanan bu özelliğinden ötürü de özgür olarak nitelenen duyusal sanat alanları gelmelidir. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi zanaatkarca bir üretim, genel olarak yüksek bir yetenek gerektirmez. Üretilen nesnelerde belli bir güzellik olsa bile bu onu güzel sanatlar sınıfına sokmaya yetmez. Ortaya koyduğu nesneler yaratıcı bir çaba gerektirmediği ve daha çok el becerisine, öğrenmeye, tekniğe ve günlük kullanıma dönük seri imalata dayandığı için, bu sanatlar aşağı sanatlar, özgür olmayan sanatlar yada zanaat olarak değerlendirilir. Günlük kullanıma dönük ve seri imalat ürünü olmayan her zaman tek, eşsiz ve benzersiz eserler üreten, görevi sadece bir duygu ve düşünceyi ortaya koymak olan, ifadeye ve yaratıcılığa dayanan sanatlar ise yüksek sanatlar, özgür sanatlar yada güzel sanatlar olarak adlandırılır. Duyusal yada güzel sanatlar dediğimiz sanatlar ise genel olarak dört başlık altında incelenmektedir.
a) Görsel Sanatlar (Görme Duyusuna Dayanan Sanatlar): Plastik yada yoğurumsal sanatlar da denilen bu sanatlar, maddeye biçim veren sanatlardır. Plastik yada yoğurumsal olarak nitelenmesi, maddeyi oyup kesmesinden, büküp katlamasından, dokusunu, rengini ve tonunu kendi amaçlarına göre değiştirmesinden, uygun formu yaratıncaya kadar maddeyle bir hamurla oynar gibi onamasından kaynaklanmaktadır. Görsel sanatlarda eserler maddi olup, genellikle hareketsiz, yan yana öğelerden (durgun elemanlardan) oluşur. Hareketi, ritmi görsel olarak yaratan sanatlardır. Mimari, heykel, kabartma, resim, grafik, seramik, tekstil ve çizgi film, enstalasyon gibi türler bu grupta yer alır. Görsel sanatlar uzayda yapılaşırlar; yani bir mekan sınırlarlar. Statik olan görsel sanatlar, hayatın ve doğanın bir anı’nı ifade ederler. Değişken değildirler. Maddeye bağımlı olduğundan, görsel sanatlar yüzeysel görünümdedir. Göze hitap ettikleri için tüm etkinlikleri, görsel algı duyumlarına bağlıdır. Ego’yu, bireysel boyutta direkt etkileme gücüne, kalıcı haz veren kuvvetli estetik öğe ve değerlere sahiptirler.
b) Fonetik Sanatlar (İşitme Duyusuna Dayanan Sanatlar): Sese, söze biçim veren sanatlardır. Fonetik sanatlar daha içsel ve duygusal bir yapı gösterirler. Kulağa hitap ederler. Bu yüzden duygu ve düşünceyi hedeflerler. Edebiyat ve müzik bu grupta yer alır. Bu sanatlarda hareket ve dinamizm vardır. Fonetik sanatlar, hayatın değişik yanlarını, duygu ve düşünceleri kımıltılılık devamlılık içinde estetik güzele dönüştürürler. Sevinç, sevgi, tepki-gerilim, hüzün, heyecan ile yüklü duygular, sanat yapıtına bir canlılık, bir dinamizm verirler. Fonetik sanatlar zamanda yapılaşırlar.
c) Dramatik Sanatlar (Canlandırmaya ve Oyuna Dayanan Sanatlar): Hem zaman hem mekan boyutunda yapılaşırlar. Hem göze hem kulağa hitap ederler. Dinamizm maddi olarak algılanır. Tiyatro, opera, sinema, happening, video art bu gruba girer.
d) Ritmik Sanatlar (Bedenin Hareketine Dayanan Sanatlar): Bunlar doğrudan harekete biçim veren sanatlardır. Dans, bale, folklor, pantomim, performans, body art bu gruba girer. Mekanda ve zamanda gerçekleşirler. Duygu ve düşüncenin anlatımında “gövde-beden” temel araç konumundadır. Göze, müzikle birlikte kulağa hitap ederler. Sesler ve tınılara karşılık gelen bedensel devinimi somutlarlar. İnsanın herhangi bir araca gereksinim duymadan ifadeyi somutlaştırması bakımından olağanüstü bir yapıya sahip olmakla müziğe benzerler. (F. Atalayer, s.28, 1994)
Bu genel sınıflandırmalar dışında ayrıca kullandığı malzemeye göre sınıflandırmalar da yapılabilmektedir. Örneğin,
Yüzey Sanatları: Resim, minyatür, karikatür, fotoğraf, batik, süsleme gibi tüm iki boyutlu sanatlar.
Hacim Sanatları: Heykel, seramik, anıt, asamblaj gibi üç boyutlu sanatlar.
Mekân Sanatları: Başta mimari olmak üzere, içmimari, bahçe ve peyzaj mimarisi, çevre düzenlemesi, Land art ve enstalasyon gibi sanatlar.
Dil Sanatları: Roman, hikâye, şiir, deneme, tiyatro metni, film senaryosu gibi, edebiyat ve yazı türleri kapsayan sanatlar.
Ses Sanatları: Başlangıcı ve bitimi arasında belli bir zaman aralığı bulunan müzik ve ses sanatları.
Hareket Sanatları: Bale, dans, folklor, pantomim gibi ses ve tınılara karşılık gelen, bedensel devinimi somutlayan sanatlar,ayrıca performans ve body art gibi sanatlar.
Dramatik Sanatlar: Tiyatro, opera, müzikal, sahne sanatları, sinema gibi sanatlar.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Sizce Antalya Resim Festivali devam etmeli mi?

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR

Antalya News | Kültür Sanat Portalı