Mustafa Köseoğlu ile Söyleşi

Tarih: 11 Mayıs 2021 21:08
Mustafa Köseoğlu ile Söyleşi

Murat Oğuz, Aydın Yüksek sordu. Mustafa Köseoğlu cevapladı.

                                                                                                                           
Ilık bir bahar günü Bayındır Mahallesi, 333 nolu sokağa giriyoruz. Bahçelerde zeytin ağaçları ve çiçek açmış portakal ağaçları... Buram buram bahar kokuyor. Mustafa Köseoğlu'nun atölyesine vardığımızda kapıda birkaç tane sokak kedisi karşılıyor bizi. İçeriye giriyoruz. Şövalenin karşısında durmuş, elinde fırçası, boyalı önlüğüyle, orta boylu, ak saçları bağlı, yüzünde geçmiş yılların çizgileri ve umudun, sevginin bakışlarıyla gülümsüyor bize. Atölyenin her tarafında renk renk resimler, serinletiyor içimizi. Demlice bir çay doldurup,  yudumluyoruz söyleşirken...
Köseoğlu, renk, devinim ve figür ressamıdır. Anlık hareketi önemser. Resim sanatının omurgasını, vazgeçilmez bir desen anlayışı oluşturur. Aradığı artistik tatta ve figürde ritim, kompozisyon, leke, çizgi, dinamizm ve pentür vazgeçilmez değerleridir. Çizgi onun biçimidir, renkler ise duygularının ifadesidir. Figürlerinde soyutlayıcı tavırlar görülür ve durağan yüzeyde aniden şiddetli renksel devinimler oluşturarak izleyicide duygusal patlamalar uyandırır. O çizginin ve de renklerin ŞAİRİDİR.
1950 Çorum doğumlu olan Mustafa Köseoğlu, Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümünden mezun olduktan sonra uzun yıllar öğretmenlik yapmış ve emekli olup atölyesini kurmuştur. Birçok resmî ve özel koleksiyonda eserleri bulunan Köseoğlu, şimdiye dek biri Almanya'da (Nürnberg) olmak üzere 38 kişisel sergi açtı. İki eseri Taiwan'daki uluslararası yarışmalı fuara seçildi. 7 kez TÜYAP, 5 kez Ankara Sanat Fuarı, 3 kez Artankara Sanat Fuarına katılan Köseoğlu, birçok uluslararası çalıştayda da yer aldı.

-Öncelikle, içinde bulunduğumuz bu süreçte, pandemi döneminin sanata etkisi nasıl oldu, düşüncelerinizi alabilir miyiz?
M.K.: Pandeminin resim sanatına hem olumlu hem de olumsuz etkisi oldu. Özellikle tam kapanma dönemlerinde kendimize daha çok zaman ayırma fırsatı yakalayarak yapamadığımız bir çok şeyi gerçekleştirdik. Zamansızlıktan okuyamadığımız kitapları okuduk. İzleyemediğimiz nitelikli filmleri seyrettik. Kendi içimize dönerek bol bol resim yaptık. Bu dönemde daha çok ürettik. Fakat pandeminin sanata olumsuz etkileri de çok oldu maalesef. Galeriler kapandı, fuarlar ertelendi. Düşünün, Ankara'da Sevgi Sanat Galerisinde açılan kişisel sergime dahi gidemedim. Ekonomik çark sekteye uğrayarak zaman zaman durdu. Tam kapanma dönemlerinde atölyeye gelemediğim için evimde çalışmaya devam ettim, ediyorum. Şartlar ne olursa olsun bir sanatçı her zaman üretmeye devam etmelidir.
 
-Bir arkadaşımız resim yeteneğiyle ilgili güzel bir anısını paylaşmıştı: "ilkokuldayken çok yetenekliydim, en güzel resmi ben çizerdim. Bir gün çok güzel bir at resmi yaptım ve öğretmenimin takdirini almak için heyecanla gösterdim. Sevgiyle başımı okşadı 'aferin oğlum, ne güzel bir koyun çizmişsin' dedi. Ve o gün anladım, yeteneğimin olmadığını. Yanılmışım..." Siz yeteneğinizi nasıl fark ettiniz?
M.K.: İlkokul ikinci sınıfta öğretmenim beni yan sınıfa gönderdi. Elime bir kitap vererek kitaptaki fotoğrafı tahtaya resmetmemi istedi. Çok da güzel çizdim ve herkes tarafından takdir edildim. O kadar öğrenci arasından seçilmiş olmam kabiliyetimin farkına varmama sebep oldu.
- Ailenizde resimle uğraşan başka kimseler var mı?
M.K.: Annem çok becerikli bir kadındı. Elinden her iş gelirdi. Sanırım benim genlerim annemden geliyor. Güzel türkü de söylerdi. Biz sanatçı bir aileyiz. Kızım Selin grafik bölümü mezunu. Çok yetenekli, güzel çalışmalara imza atıyor. Gelecekte de çok iyi projeler gerçekleştireceğine inanıyorum. Eşim ve kardeşim de sanatla uğraşıyor.
-Yaşadığınız kentte ressam var mıydı?
M.K.: Hayır, hiç yoktu. Ben ilk yağlıboya resmi orta son sınıfta gördüm. Öğretmen okuluna başladığımda daha fazla imkânlarla karşılaştım. Resim öğretmenimiz bendeki yeteneği fark etmiş olmalı ki "seni resim bölümüne gönderelim" derdi. Resim atölyesinin anahtarını dahi bana vermişti. Derken bir gün Gazi Eğitim Fakültesinin kapısında buldum kendimi.
-Sizce resim sanatı gerekli midir?
M.K.: Elbette gereklidir. Sanat her ülke, her toplum, her birey için gereklidir. Güzeli görmeyen, güzeli sezmeyen, güzelden anlamayan, güzel ve mutlu bir toplum yaratabilir mi? Güzellikleri yaşayabilir mi? Tabii ki sanat herkese lazım. Her insan sanat yapmak zorunda değil fakat sanatı gören ve güzelliklerin farkına varan bireyler yetişmeli ki ülke kalkınsın. Mutlu yaşayalım, güzellikler içinde yaşayalım.
- "Güzel" mimaride de vardır. Fakat mimarinin fonksiyonel, işlevsel bir yanı da vardır. insanlar için bir barınak, dış tehditlere karşı korunaktır. Buna karşın resmin fonksiyonel yanı yoktur. İnsanları korumaz, ısıtmaz, serin tutmaz. Sadece güzel olması yeterli ve gerekli midir?
M.K.: İnsanları robot veya hayvanlardan ayıran en önemli özelliklerden birisi de duygudur. Duyguların tatmin olması gerekir. Belki bir çiçeğin de fonksiyonel yanı yoktur ama birine verdiğiniz zaman onu mutlu edersiniz. Barınak hayvanlar için de önemlidir fakat hayvanlar barınakta estetik aramaz. İşlevsel olması yeterlidir. Sadece barınma amaçlı yapılan kuru binalar insanı mutlu etmez. Binanın rengi, biçimi, işlemeleri, motifleri güzel olursa mutluluk artar.  Bir başka örnek vermek gerekirse gündoğumu, günbatımı hayvanlar için bir şey ifade etmez fakat insanlar etkilenir, mutlu olur. İnsanlar imkânları geliştikçe güzelin peşine, farklı olanın peşine düşerler. Güzeli istemek  insanın doğasında vardır. Fonksiyonel olması gerekmez.
- Ömrü boyunca bir kaç tane resim yapmış birileri rahatlıkla "ben ressamım, sanatçıyım" diyebiliyor. Sizce sanatçı kime denir? Ressam kimdir?
M.K.: Ressam dediğin resmi iş edinmiş ve yaşamının büyük bir bölümünde resme yer vermiş kişidir. Mesela ben biraz mandolin çalıyorum diye müzisyenim diyebilir miyim? Çok az resim yapmış biri ressam olabilir mi? Çocuklar da resim yapıyor, ressam diyebilir miyiz? Özgün eserler ortaya çıkarıp nitelikli yaratımlar yapan kişi ise ressamın ötesinde, sanatçıdır.
-Murat Bardakçı bir yazısında "Ebru güzeldir, şıktır ve zariftir, fakat "san'at eseri" değil, "zanaat mahsulü"dür; hat levhalarının ve klasik ciltlerin gerekli bir malzemesidir, o kadar." der. Sizce ebru sanat mıdır?
M.K.: Sanatın tesadüfen ortaya çıkmayacağı düşüncesindeyim. Sanat, tesadüfle olamaz.
- Bazı sanat yazarları, eleştirmenler Türk resim sanatının Batı taklidi olduğunu ve kendi özleri olan minyatür kökleri üzerinde dallanıp filizlenmeleri gerektiğini söylerler. Minyatür sanatının Batı sanatına göre daha ileri ve daha çağdaş olduğunu söylerler. Sizin bu konuyla ilgili düşünceniz nedir?
M.K.: Sanat evrenseldir. Her sanatçı istediği kökten beslenebilir. Bu kök yerli de, yabancı da olabilir. Önemli olan taklit olmayıp kök üzerinde kendi öz benliği ile filizlenmektir.
-Sizin kök olarak kabul ettiğiniz veya etkilendiğiniz birileri var mı?
M.K: İnsanın sanat yolunda ilerlerken nitelikli sanatçılardan etkilenmesi doğaldır. Bir sanatçı gördüğü her kökü dikkate almalıdır. Resim, heykel yapan birinin Rodin'den, Michelangelo'dan, Leonardo'dan etkilenmemesi söz konusu olabilir mi? Elbette etkilenir. Sanatçı onları taklit etme eylemine girmemeli, kendine özgü bir biçem geliştirmelidir.
 
-Türkiye'de resim heykel sanatının lokomotifi İstanbul, Ankara biraz da İzmir'dir. Antalya'nın demografik yapısı, coğrafi yapısı, turizm bölgesi olması sebebiyle dördüncü sırayı almış mıdır sizce?
M.K.: Kesinlikle hayır. Antalya'daki hareketliliğin içinde sanat yeterince yer bulamıyor. Aslında Antalya'da çok ciddi bir resim alıcısı olduğunu biliyorum. Potansiyel var ama resim almıyorlar çünkü var olan galeriler sanatseverlerin taleplerini karşılayamıyorlar. Bu nedenle ne sergi açanlar, ne alıcılar, ne de izleyenler mutlu oluyor. Nitelikli izleyici galerilerde aradığını bulamayınca sanat eseri ihtiyacını büyük şehirlere kaydırıyor. Maalesef Antalya'da sanatın durumu bu. Fakat Antalya'da yaşayan sanatçılarda büyük potansiyel var. İlersi için ümit vadeden bir çok değerli sanatçı arkadaşımız var.  Umuyorum ki kısa zamanda hem Türkiye genelinde, hem de yurtdışında kendilerinden söz ettireceklerdir.
-Peki olması gereken nedir?
M.K.: Galerilerin niteliğini yükseltmesi lazım. Var olan galerici mantığının değişmesinde yarar var. Ciddi, nitelikli galericilerin olması lazım. Bu işe hem merkezi hem yerel yönetimlerin sahip çıkması lazım.
-Eşlerin ortak hobi ve uğraşlarının olması kuşkusuz iyi bir şeydir. Aynı ezgileri dinlemek, aynı şeylere gülmek, kederlenmek aradaki bağı güçlendirir. Eşiniz Hamiyet Hanım da resim yapıyor. Siz bunun ötesinde aynı atölyeyi paylaşıyor ve çalıştaylara da beraber katılıyorsunuz. Biraz bahseder misiniz?
M.K.: Sizin de gözlemlediğiniz gibi hayatın her alanında birlikte olmaya çalışıyoruz. Sevdiğin kişiyle aynı işi yapmak, aynı ortamdan bulunmaktan daha keyifli ne olabilir ki? Hamiyet Köseoğlu benim hem eşim hem de arkadaşımdır. Evi de atölyeyi de paylaşmak mutluluk vericidir. Çalıştaylara da beraber gideriz, çarşıya, pazara da. Bir gün pazarcının biri dedi ki: " Hem sizin gibi pazara beraber gelen, hem de dövüşmeden alışveriş yapan başka bir çift görmedim." Sevdiğinle sevdiğin işi yapmak büyük bir mutluluktur.
Her yaptığım resmi eşime mutlaka gösteririm, onun görsel beğenisine güvenirim. İnsan bazen resim yaparken ayrıntıya takılır, resmin bütününü göremez. Bu durum dışarıdan bakan eleştirel bir gözle daha iyi fark edilir. Hamiyet Hanım, benim dışarıdan bakan gözümdür aynı zamanda. Her ressamın güvendiği dış göze ihtiyacı vardır ve olmalıdır. Yani benim yaptığım her çalışma Hamiyet Hanımın süzgecinden, filtresinden geçer. Onun yaptığı çalışmalar da benim süzgecimden geçer.
-Akrilik ve suluboya resim dışında heykel sanatıyla da uğraşıyorsunuz. Geleceğe yönelik başka plânlarınız var mı?
M.K: Bence plân biterse hayat da biter. İnsanın böyle bir işi varken, bir çizgi atıp yaptıklarım yeter diyebilir mi? Ben yapacaklarımla ilgili yaşımın en heyecanlı  dönemindeyim, daha çok şeyler üreteceğime inanıyorum. Sanatta emeklilik olmaz. Acemiliğin geçtiği, bugüne kadar kazandığın birikimleri kullanacağın yerdesin. Birikimli noktadasın. Durmak olur mu? Daha çook projelerimiz var.




 
Not: Bu söyleşi,  "Son Nokta" dergisinin 72. sayısında yayınlanmıştır.

https://www.antalyanews.com.tr/roportajprint/mustafa-koseoglu-ile-soylesi.html